Beni duyuyor musun?

Beni duyuyor musun?

Birazcık bozuk ya ağzım çok küfrediyorum bu ara. Boş konuşmalarım ne kadar da fazla. 

Beni dinler misin peki?

Bak ben burada konuşuyorum. Çok konuşuyorum. Saç-ma-lı-yo-rum hatta. Bakayım yine bir sistem hatası. Teknolojik sorunların gebesiyiz bu gece. 

Sen beni dinler miydin?

Bak çok güzel bir kız çocuğuyum bugün. Ailesine düşkün fakat tek başına. Sigara içiyor böyle püfür püfür. Şu fotoğraftaki gibi. Tanrı olabileceğini zannediyor. Hem bence bana göre Tanrı kadın olmalı. Doğurgan ve yaratıcı.

Güzel mi peki tenim?

Ellerin sırtımda kalsın. Ben sırtımı çok severim. Sen sevdin mi sırtımı?Sırtın?  Sırtını dönme bana, güzel bence her şey. Gayet hoşsun. 

Sana hikayemi anlattım mı ben hiç?

Çok uzak zaman önce bilincimi kaybetmeden 3-5 dakika önce falan, zaman böyle siktir boktan geçerken pffff (sigaramın son nefesi) huzur istiyordum işte. Kısacası stabilim diyebilmeliydim.  

Hikayem neydi? 

Heh. Ben aslen huzur aramıyordum da kendimi öyle ikna ettim. Yoksa bence aşk çılgın olmalı. Böyle romantik- komedi tarzı değil. -Ay bana yerli aşk filmlerinden bahsetme-

Bence ben güzelim. İçten içe daha fazla birikimim. Olgunum baksana yüzüme. Bu çizgiler makyaj hilesi değil ki bebeğim. 

Bence ben müzik yapmalıyım. 


Sokaklara çıksam bağıra bağıra şarkı söylesem, sonra gitsem bir dövme daha yaptırsam - senin ismin dışında - politikadan bahsetsek, tartışsak siyasi görüşlerimizi. Ben aşk için doğmadım ki. Devrim yapmalıyız bebeğim, Dünya’yı belki de biz değiştirebiliriz.


Beni değiştirmeye kalkışma. Ben zaten farklıyım. İki ay öncesine gidelim mi seninle? Özgürlüklerimize sevgimizi katarak gidelim mi geriye? Aşk da olsun, özgürlükte.

Gel seninle partizan bir savaş açalım çevreye. DAĞITALIM kuralları. Ben her halimde güzelim. Senli halim ise şaheser sanki.

Güzeliz demiştik, biz hala güzeliz.


Bir gece kalkıp gel ve yanıma beni dinle sabırla. İnan bana hiç değişmeyecek bazı şeyler. Sabrını zorla. Benim özüm, sadece sana yakışır.

Boynum diyorum, boynumu senin kadar kimse değerlendiremez.

Uzun zaman sonra dönmek.

Sınavların meşakkati, staj derken asosyalliğin Mersin temsilcisi haline geldiğimi fark ettim. Lanet olsun bu hayat, lanet olsun. 

Efendim konumuzun özü yok. Öyle içten, öylesine candan bir yazma isteği sadece. Sevgi dolu. Küfürlü azıcık da.  Hassiktir. Özlemişim.

Her neyse. Twitter’da bütün rt-manyağı takipçilerimi unfollow ederek devrim yaptım. Ağzıma sıçmışlardı. Arkadaşlarım ne yazmış diye bin saat uğraşıyordum. Huzurluyum. Takipçi sayım gün geçtikçe azalıyor ama olsun çokta hıh.

*Şu anda Kazım Koyuncu- Ayrılık Şarkısı çalmakta*

” Güzel günler bekliyor sevgilim bizi, Güneşli günler ”
Aynen öyle oldu. Güzel günlerin en ortasındayım.  Hayır böyle çok güzel bi’şey yani.

19 Mayıs kutlamarı gözümün önünden akıp giderken çayımı yudumluyorum. Bu çocukların yüzlerini hatırlıyorum. 1 Mayıs günü polise defol diyen gençlik değil miydi bunlar yahu? Yine ellerinde bayraklar var. Bu sefer daha ılımlılar. Ama aynı anarşik  gençlik. 

 - Bana bakma sevgilim. Biz yanyana iken genciz. -

Bugün günlerden 19 Mayıs 2012 sosyal mesaj verecek halde değilim. Hala aklım bugünkü iddaa programında. Ve heyecanla gelmesini bekliyorum. Hediyesini vermek ve bu makina ile ilk fotoğrafımızın çekilmesini istiyorum.

Sonra O Taylan ile PES atar filan. Tabi sevgilim ben beklerim!

( Reklam: Uygun fiyatlarla uçak bileti kesilir. )

Bugün bir garip Karadeniz’im sanki. Karadeniz türküleri işliyor içime.

“ Sevduğum sigarani
Ne of çeker içersun
Al beni da yanuna
Ne hasretluk çekersun “

Hamsi yer misin bebeğim? Rakı da içeriz yanında?

Roman Okudum Seni Düşündüm

Bende tarçın sende ıhlamur kokusu

Yürürüz başkentin sokaklarında

Bir nehir şu tutuk konuşan cumartesi

Üstünde iki yonga: Çarşamba, bir de cuma

Ayrılık lafları etme sevgilim

Önümüz Temmuz önümüz Ağustos nasıl olsa

Kolkola yürüyoruz tek tük öpüşüyoruz

Sonra ayrılıyoruz korkuyoruz da

Kimi zaman neden kalabalığın içinde duruyoruz da

Kimi zaman bir köşe arıyoruz en sapa

İşimiz mi yok, şu Akay’a sapalım istersen

İstersen garson girelim ilkyazın gazinosuna

Börekçi! diye bağır istersen şurda

Kısmet çıkar -sanırım- Emek’te oturan kıza

Abiler! Abiler! diye bir şey satayım ben

Mendilim kalmamış kağıt peçete yok mu çantanda?

Üç peseta gibi bir paraya dondurma yemiştim

Madrid’te yemiştim, ve çatılardan kanguru akıyordu

Londra’da

Seversin mi beni, doğru söyle ama? - Sigara?

Ne eflatun etin var, yanarca mı yanarca

İnan Selimiye’nin minareleri gibisin

Her seferinde başka yoldan çıkılır nirvanaya

- Ağlama, sus!

Ben aslında hiçbir şey yapmıyordum. Duruyordum ve susuyordum sadece. Suçlu ne demek onu dahi bilmiyordum. Daha çok küçüktüm, küçücüktüm ama anlıyordum olanları. Aslında benim hiç suçum yoktu. Ne annemin en sevdiği vazoyu kırmıştım ne de babamın eşyalarına zarar vermiştim. Ben hiçbir şey yapmıyordum.

Büyükler bağırıyorlardı hep. Birbirlerine her zaman bağırıyorlardı. İnsanın kusurlu bir canlı olduğunu daha anlayamazdım. Anladığım tek şey ortada hiçbir şey yoktu ve insanlar acımasızca en kötü düşüncelerini kavgalarda yüzlerine püskürtüyorlardı. Bu gaddarlıktı. Bir taraf her zaman daha baskındı ve o taraf düşünmüyordu. 

Ben küçükken aslında bu olayı anlamıyordum. Kulaklarımı kapatıyordum. Oyuncaklarımla oynuyordum. Nedenini anlamadan bir anda kopuveriyordu bebeğin başı, arabanın tekeri. Bunun sinir olduğunu bilmiyordum. 

Öyle kalmalıydım. Beceremedim, beceremedik.

Gözden ilk damla yaş ne zaman aktı sinirden ya da kırgınlıktan bilemedik. Çok çabuk büyüdük. Ve ben her sinirlendiğimde gözlerimden utandım. Sinirim gözyaşı olup aktığı için utandım. Sustum. Öyle konuşan biri olamadım. Susmak daha güzeldi sanki sinirlenmiyordun da susunca. 

Ama biri sevgi, aşk adında duyguları öğretti bize. Susamaz oldun. Hep konuşmak onay görmek ister oldun, neden mi? Sevgi bu işte başkasının karşısında Dünya’nın sahibi olabilirsiniz ama sevdiğiniz karşısında onay bekleyen küçücük bir çocuksunuz. Kimsenin kişiliği tam oturmamıştır yemeyin böyle yalanlarla kendinizi. İşte bu yüzden sevgilinin karşısında ne kadar güçlü durduğumuzu sanarsak sanalım O’nun gözünde küçük bir çocuğuz ve sinirlenince yine bebeğin başını koparıyoruz. Bu sefer anneniz kızmıyor ya da dövmüyor sizi. Bir söz oluyor o tokat yüreğinize iniyor. 

Ardından gönlünüzü almak için uyurken sessizce yaklaşıp buse kondurması yetse de o acı akıldan silinmiyor. 

Böylede sikindirik bir psikolojimiz var. 

Parktaydık. Günlerden 17 Mart.

Adana’dayım.

Yanımdaydı. Elleri ellerimin arasında, sarılıyordum sigara içerken. Aslında hiçbir şey idik o zaman. Ama benimdi biliyordum. Sadece benim. 

Sustuk. ” Bir sigara daha içelim mi? ” dedi. Konuşamadım ama O beni anladı. Kendi elleriyle bir sigara uzattı bana. Saçlarımı okşadı. Ben nedensizce ağladım. Ayağa kalktık. Gece yarısıydı. Havayı görsen soğuk tenine batıyor sanki yine de hissedemiyordum o arada. Sarıldık, sımsıkı sarıldık. Arkadan hala o müzik çalıyordu. Özledim diyordu şarkıda ama biz o anda fark edemiyorduk ki hissediyorduk. Birbirimizi ne kadar özlediğimizi, aslında ne kadar çok istediğimizi…

Dans ediyorduk galiba ya da bana öyle geliyordu. İşte sarılmıştık, hava çok soğuktu, Adana’daydık, o şarkı çalıyordu. Çok güzeldi. Seviyordum, seviyordu. Hissediyordum. Güzeldik o an, çok güzeldik hem de. 

O anda ve bütün gece hep bunu sordu bana:

” - Kim istemez mutlu olmayı? Mutsuzluğa da var mısın? “ 

Cevap veremedim ama sadece öptüm. Ve bu her şeyin başlangıcı oldu. Mutluluk.

(Kaynak: youtube.com)

Aşk…

      

Doğum günün kutlu olsun ömrüm.

YEMEZLER!

Greenpeace Yemezler kampanyasına son hızla devam ediyor. Doğaya, kendimize ve gelecek nesile olan borcumuzun en azından binde birini ödemek için www.yemezler.org/?ref=158451 linkine tıklayarak bu kampayaya imza bırakıp ve 1 dakikanızı almayacak kadar kısa bir sürede facebook ya da twitter hesabınızdan bağlantıya girerek siz de destek olabilirsiniz. Ayrıca Greenpeace bu kampanyaya katılıp yeterli destek gösteren herkesi rozet, kupa, tişört gibi güzel ürünler ile hediyelendiriyor.  Şu aşktan, meşkten ve elaleme laf sokmaktan başımızı kaldırıp borcumuzu ödeyelim hadi!

                                 

Evet. evet.

Evet. evet.

Sigara Dumanı, powered by Tumblr, Beckett theme by Jonathan Beckett